Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

İÇ CEPHE

Değerli Üyeler,

Türkiye Cumhuriyet; 15 Temmuz 2016 günü, tarihinin en önemli ve unutulması mümkün olmayan çok acı olaylarından birini yaşadı. Hep birlikte yaşadığımız ve tedirgin olduğumuz bu olay, düşüncelerini ve görüşlerini özlediğim ve büyük eksikliğini duyduğum Ertuğrul Zekai Ökte Hocamızın Belgelerle Türk Tarih dergisinin Ağustos 1998'de 19.Sayısında Atatürkçü Düşünce Doğrultusunda Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketinde " İÇ CEPHE" adını taşıyan makalesini yeniden ve defalarca okudum.

 

Ertuğrul Hocanın bundan tam 18 yıl önce yazdığı Yeniden Müdafaa-i Hukukun Temel ve Kalıcı Unsurları yazı dizisinden olan bu "İÇ CEPHE" yazısı, yaşadığımız bu son olayın iç yüzünü daha o vakitten gözler önününe sürmektedir. Ben sizlerin okuması için derginin o sayfalarını aynen ek'te sunuyorum.

 

Ek: İÇ CEPHE

 

Ruhi Duman,

İstanbul, 21 Temmuz 2016

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

YENİDEN

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ

DERNEĞİ


15 Temmuz 2016


Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Yüce Türk Milletinin, Türk millet mücadelesi ve Türk İnkılâbı ile kazanılmış hak ve hukukuna, varlığına, bağımsızlığına, hürriyetine, egemenliğine, onur ve saygınlığına, birlik, dirlik ve bütünlüğüne, milli değerlerine, güvenliğine ve savunma gücüne, her alanda üretim ve gelişmesine, refah ve yükselmesine, yurtiçinden ve yurtdışından yönelen tehdit, tehlike ve engellere karşı üyelerini ve vatandaşlarını aydınlatmak ve irşat etmek amacıyla kurulan derneğimiz; 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan alçakça hainliği şiddetle kınıyor ve kayıtsız şartsız devletimizin, milletimizin, milli egemenliğimizin, Sayın Cumhurbaşkanımızın, hükümetimizin, meclisimizin ve demokrasimizin yanında olduğunu bu menfur kalkışma sebebiyle Yüce Türk milletine bildirmeyi bir görev addediyor.

15 Temmuz Demokrasi Şehitleri’mize Cenab-ı Hak’tan rahmet, acılı ailelerine sabır ve yaralılara şifa diliyoruz. Milletçe başımız sağ olsun.

15 Temmuz 2016 gecesi, Türk milleti, sahibi olduğu egemenlik ve demokrasi için, bedel ödemiş, kan vermiş, can vermiştir. Türk milleti, bugüne kadar olduğu gibi bugünde, bedelini ödemediği hiçbir şeyi sahiplenmemiştir. 15 Temmuz 2016, Türk demokrasi tarihine, ‘’Türk milletinin demokrasi için bedel ödediği gün’’ olarak geçmiştir. 15 Temmuz her sene,  ‘’ 15 Temmuz Şehitlerimizi Anma ve Demokrasi Günü ’’ olarak hatırlanmalıdır.

Hükümete kızılıp devlete, millete ihanet edilmez. Edilemez…

21.yüzyıl’da, siyasi iktidarın değişim yolunu seçim ve sandığın dışında aramak, Türk milletini yok saymaktır, saygısızlıktır, kanunsuzluktur, alçaklıktır. Böyle bir akılsızca hainliğin bir daha tekrarlanmaması ve dahi düşünülmemesi için, şuan ki düzenlemelerle en ağır cezalara çarptırılmalıdır.

Türk yurdu, Anadolu toprakları bugüne kadar her türlü darbeyi, ihaneti görmüş, her türlü hainlikle mücadele etmiştir. Fakat 15 Temmuz bambaşka olmuştur. Meşru saymadığımız, 1960, 1970, 1980, 28 Şubat Postmodern ve 27 Nisan, hiçbirinde bu seferki alçaklık yoktur. Hiçbirinde darbeye ve ayara kalkışanlar, halka bırakın ateş etmeyi silah doğrultmamıştır. Bir iki istisna haricinde milletin kanı akıtılmamıştır. Hiçbirinde kurucu ve gazi meclis ateş altına alınmamıştır.

Bu sefer, hem milli iradenin bizzat sahibi olan millet hemde milli iradenin temsil yeri olan meclis hedef alınmıştır. Bu hainler devlete, millete kastetmek için bu alçaklığa kalkışmışlardır. Meclisini bombalayan, halkına kurşun sıkan, ne bu milletin askeridir nede bu vatanın evladıdır.

Şerden, hayır çıkmıştır. Yüce Türk Milleti, dosta düşmana, içeriye dışarıya milli melekelerini ecdadından devraldığı gibi koruduğunu göstermiştir. Milletimiz ödediği bedelle, hak ettiği yarınlara, muasır medeniyete ufuk almış, yelken açmıştır. Bu vesile ile ülkemizin temiz yarınlar için ihtiyaç duyulan tüm kanuni düzenlemelerin yapılacağını umuyoruz. Ve umuyoruz ki, bu düzenlemelerden sonra bir daha hiç kimse, ne bu ülkede darbe yaptırabilecekleri bir ordu ve ne de darbeye sessiz kalacak bir millet olmadığını görmüş olsunlar. Milletimiz fayda ve zararı ayırt edebilecek tecrübeye ve yetkinliğe sahiptir. Kimin neyi, niçin yaptığını bilmektedir. Yapılandan, kendisine hayır mı, şer mi çıkacağını görmektedir. Hiç kimse ama hiç kimse, bu milleti gördüğünden azına razı edemez, seçimin ve sandığın dışında bir çözümü kabul ettiremez. Şu bir gerçektir ki, hâkim olanda hakem olanda millettir. Millet olmadan ve millete rağmen hiçbir şey yapamazsınız. Millet olmadan darbe de yapamazsınız, devrimde yapamazsınız.

Bu vesile ile tekrar cennetmekân şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun. Kederli ve acılı ailelerine sonsuz sabırlar diliyoruz. Yaralı kardeşlerimize Cenab-ı Hak’tan acil şifalar diliyoruz. Varolsunlar.

Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize, muhalefet partisi liderlerimize ve meclisimize, güvenlik kuvvetlerimize ve sivil toplum kuruluşlarımıza gösterdikleri kararlı duruş ve demokrasi mücadelesi için minnettarız.

Şahsım ve yönetim kurulum, üyelerimiz ve tüm Müdafaa-i Hukukçular adına, Cumhuriyetimizin sahibi ve koruyucusu olan ve her zaman olduğu gibi bugünde, işin esasını ve ehemmiyetini hemen kavrayabilen, binlerce yıllık sarsılmaz ve yıkılmaz devlet geleneğine, feraset ve basiret sahibi, asil ve cesur Türk milletinin evlatlarına ve ordusuna sonsuz sadakatimizi ve güvenimizi bildiriyoruz.

 

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği
Başkan

Recep SARIGÜL

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Milleti Kucaklamak

Bir topluluğun yetkin millet olabilmesi veya öyle olduğunu iddia edebilmesi için temel olarak bir süreçle gelişen ata, vatan, devlet, dil, din, töre ve kültür gibi ortaklıkları taşıması gerekir. Bu unsurların bilinçlerde yerleşme gücüne göre milletler ve milliyetler yetkinleşir. Türk Milleti tarihî seyir içinde sahip olduğu ata, vatan, devlet, dil, töre-kültür ve din ortaklığı unsurlarıyla millet ve milliyet vasfına sahiptir. YAZININ DEVAMI...

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Türkiye’nin Çıkarları

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türk dış politikasının değişmez ilkelerinden biri ‘toprak bütünlüğü’ ilkesidir ve önemli değişmezlerden biri olarak nitelenir. İktidara hangi parti gelirse gelsin bu ilke aynen uygulanır. Bu ilkenin muhalefeti, asla ve asla olmaz ve kabul edilmesi de mümkün değildir.

Batılı devletler, uzun zaman diliminde Türkiye’nin bütünlüğünü nasıl bozabileceklerinin planlarını yapmışlardır. Bunun bir kaç nedeni olmakla birlikte bunların başında Türkiye’nin bulunduğu coğrafi durumu yer almaktadır.  İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’nin Ortadoğu politik baskısı üzerine,  batılı devletler, ABD’nin yanında yer almışlar ve uzun zaman diliminde Ortadoğu’nun stratejisini belirlemişlerdir. YAZININ DEVAMI...

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

YENİDEN

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ

DERNEĞİ


19 Mayıs 2016


Türk’ün varlığı, Türk milletinin sahip olduğu tarihi, kültürü ve gücüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türklüğün ve Türk tarihinin en acı günlerinde geldi. Tarihten silinmek istenen bir milleti tarihi, dili, kültürü, imanı ve inancı, bütün özellikleri ve nitelikleriyle yeniden tarihi varlık alanına çıkardı. Türklüğe tarihin en onurlu, en saygın ve en yüksek devirlerini açtı. Türklük düşüncesine ve hayat tarzına sonsuz ve geleceğe yönelik inanç ve ivme kazandırdı. Türk milletinin bağımsızlığını, özgürlüğünü ve özgüvenini sağladı. Ona yüksek bir insan toplumu olma aşkını ve şuurunu aşıladı. Yeni, mili, laik, çağdaş, ileri Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu. Yeni bir hukuk düzeni içerisinde toplumun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel hayatında yaptığı inkılâplarla sayısız özveriler ve kan pahasına elde edilenlerin korunmasını, geliştirilmesini ve devamlılığını gerçekleştirdi. Uluslararası toplumda ve ilişkilerde eşitliğe, barışa, milli egemenliğe ve insan haklarına, antlaşmalara uymaya ve karşılıklı saygıya ve anlayışa verdiği önem ve gösterdiği özenle yeni devleti dostluğu aranan ve vazgeçilmez olan bir konuma ulaştırdı.

Atatürk 1927’de Nutku’nu: ‘’Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin doğurduğu uyanıklığın ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum. ‘’ şeklinde bitiriyor ve bilinen ‘’ Gençliğe Hitabesi ‘’ ile tamamlıyordu.

Türk milleti anlaşılmadan Atatürk’ü, Atatürk’te anlaşılmadan Türk milletini yeterince anlamak ve açıklamak zordur ve hatta imkânsızdır. Çünkü Türk milleti kendi bağrından çıkardığı o yüce insanla özdeşleşmiş, Gazi Mustafa Kemal ise; millet davası, ülküsü, çıkarları, hedefleri, politikaları, özlemleri ve beklentileriyle yaşayarak kısaca millet içerinde milleti ile beraber milleti için yaşayarak ve yalnız ona hizmet ederek Atatürk olmuştu.

Atatürk, en değerli ve en önemli emanet olarak Türk çocuklarına milleti sevmek, millete inanmak, millete güvenmek, milletle sevinmek, milletle kaygılanmak, sadece ve sadece millete hizmet etmek ve gereğinde millet uğruna feda olmak dersini ve görevini verdi. Hayatın bütün olaylarına, oluşumlarına, gelişmelerine müspet ilim yöntemiyle yaklaşmalarını, bilgili ve bilgi üreten vatandaşlar olarak yaşamalarını önerdi. Türk olarak doğmanın ötesinde, Türk gibi düşünmenin ve yaşamanın gereğini ve rahmet ve minnetle yâd ettiğimiz aziz hocamız Ertuğrul Zekai Ökte’nin ifadesiyle ‘’ Türk gibi ölebilmenin ‘’ gücünü ve erdemini öğretti.

Bugün bütün dünya, dost ve düşman herkes; o günlerde verilen mücadelelerin ve yapılan fedakârlıkların, elde edilen haklı ve doğal kazanımların, içilen andların, verilen sözlerin nesilden nesile aktarılıp, tazelenerek, gençleşerek ve güçlenerek, büyük bir minnet ve sadakat, özveri ve kararlılıkla yerine getirildiğini görüyor. Türk’e ve Atatürk’e, bağrından çıktığı aziz milletine ve en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, ilke ve inkılâplarına kısaca Türk İnkılâbına yapılan sürekli saldırıları ve durmak bilmeyen sınamaların sonuçsuz kaldığına tanık oluyor. Ancak hiçbir zaman Türk çocuklarındaki, Türk ailelerindeki bu tılsımlı direnişi ve karşı koyma gücünü çözemiyor. Atatürk’ün millet, milletin de Atatürk olduğunu anlamıyor ve anlayamayacak.

Atatürk, Türk milletinde var olan; imanlı ve inançlı, samimi ve kararlı, toparlayıcı, birleştirici ve harekete geçirici, cesur, güven verici ve sonuç odaklı ve hiç bitmeyecek ve tükenmeyecek kabul edilen ışığın ve enerjinin tezahürüdür. Atatürk, bu kurucu, yapıcı, geliştirici ve daima ileriye, çağdaşlaşmaya yönelen enerjiyi milletten; milletin kararlılığından ve vicdanından, inançlarından, çıkarlarından ve özlemlerinden alıyor, topluyor ve topyekûn ve milli bir güç oluşturarak tekrar millete yansıtıyordu. Atatürk gerçeğinin en önemli özelliği de buydu.

Günümüzde ‘’Atatürkçü Düşünce’’; yaşayan Türk nesillerinin ve ebedi Türk milletinin var olmak, varlığını geliştirerek devam ettirmek, öz güvenini yitirmeden iyi bir insan ve vatandaş olarak, yüksek bir insan toplumu olma idealini sürdürmek için tutumlarını, davranışlarını, eylemlerini, karar ve uygulamalarını yönlendirmesi gereken bir sistemdir. Bir başka yaklaşımla, ‘’ Atatürkçü Düşünce ‘’; Anadolu Türk toplumunun tarihinden, özünden, eğilimlerinden, ihtiyaçlarından, özlemlerinden, beklentilerinden ve özellikle mefkûresinden kaynaklanan bir kültür çevresidir.

Geride bıraktığımız on yıllar içerisinde, ‘’ Atatürkçü Düşünce’’ye hak ettiği ve gereken önemin ve özenin gösterilmemiş ve-veya yanlış mecralarda yanlı ve yanlış bir şekilde gösterilmiş olması, bu düşüncenin neredeyse türetilen sözde Atatürkçü aydınlarına ve gruplara ait olduğu izlenimi verilerek ( ki, bu durum Atatürk’e ve düşünce sistemine verilen en büyük zarardır. Çünkü Atatürk, toplumun bir kesiminin değil tamamının eseridir ve O’nun içinden çıkıp, O’nun şahsında hayat bulmuştur.) tekelleştirilmeye çalışılmasına karşılık, Türk milletinin vicdanında ve şuurunda daima canlı, daima daha güçlü yaşaması, Türk Kültür Çevresi’nin sonucudur ve yaşadığımız yüzyılın en büyük, en anlamlı ve etkili olayıdır.

İçinde bulunduğumuz ve gelecek yüzyıllarda ‘’ Türk Kültür Çevresi ve Atatürkçü Düşünce ‘’; bir sistem, bir ideal çözüm olarak sadece Türk toplumları için değil bütün insanlık dünyası için insanca yaşamanın, barışın, huzurun ve refahın gerçekleşmesinde bir kaynak, dayanak ve ışıklı bir çıkış yolu olarak tüm insanlığa örnek modeller sunacaktır.

Yeniden Müdafaa-i Hukuk anlayışına göre; Türk inkılâbının gerçek nedenlerini, fikirlerini, oluşumunu anlayan ve benimseyen, Atatürkçü düşünce doğrultusunda bir hayat tarzı kabul ederek, uygulayan herkes gençtir. Milli varlığımızın korunması, geliştirilmesi, devamı ve bekası gençlerimizin geleceğe olan ümitlerine, beklentilerine, bu ümit ve beklentileri gerçekleştirme azim ve kararlılığına bağlıdır. Çeşitli sebepler, olumsuzluklar, ihmaller ve yanlışlıklar sonucu tarihinden koparılmış, içinde yaşadığı dünyanın ve toplumun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel, bilgi ve teknolojik hayatından soyutlanmış, yaşadığı çevrenin oluşumlarından, etkinliklerinden ve gelişmelerinden yoksun bırakılmış, sürekli ve ard arda gelen sorunlarla karşı karşıya bırakılmış gençliğin ne kendisine, ne ailesine ne de insanına ve insanlığa bir yararının olamayacağı yadırganamaz.

Bir toplumun geleceğini risk ve tehdit altına sokmasının ve hatta bilmeden yok etmesinin en kestirme ve kesin yolu gençliğini küçümsemesi, kötülemesi, gençliğin meydana getirdiği potansiyel ve faydalı kuvveti dikkate almaması ve bu büyük gücün boşuna harcanmasına seyirci kalmasıdır. Sağlıksız, eğitimsiz, işsiz ve özellikle mefkûresiz, idealsiz her genç, günümüzün ve gelecek on yılların sağlıksız, cahil, her görüşe ve tehdide açık, işe yaramaz güçsüz fertlerin ve ailelerin kaynağını oluşturur.

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi gençlerimizin sağlıklı, ideal eğitim imkânlarına kavuşmuş, iş ve meslek sahibi insanlar olarak yetişmelerini en önemli milli sorunların başında kabul eder. Bu yaklaşımla, gençlerin milli, manevi, kültürel değerlerle, çağdaş bilgi ve teknolojilerle donatılmış olarak yetiştirilmelerini, toplumun gelişmesini, ilerlemesini sağlayacak bütün oluşumlara, etkinliklere katılıp, karar sahibi olmalarını, parçası oldukları toplumla bütünleşmelerini, sağlıklı, güvenli bir ortam içerisinde bilgi, yetenek ve becerilerini artırmalarını ve bunlara uygun iş ve çalışma imkânlarına kavuşmalarını kısaca günümüzün ve geleceğin refah içerisinde mutlu toplumunun hazırlayıcıları olmalarını temel ilke kabul eder.

Atatürk; Türk milleti var oldukça milli bir ruh, milli bir enerji ve ışık olarak düşünceleri, yaptıkları ve yapamadıkları, ülküsü ve hedefleriyle ebediyen Türk milletinin vicdanında, ruhunda, benliğinde, hak ettiği ve olması gerektiği gibi yaşayacak, düşünce ve hayat tarzını yönlendirecek, Atatürkçü düşünce ve hayat tarzı da var olup devam ettikçe, Türk milleti tüm özellik, güç ve yetenekleriyle sonsuzluğa akıp gidecektir.

Türk milletinin Atatürk’ün adında sembolleştirdiği ileri medeniyet ve insanlık ülküsü bugün ve gelecekte Türk gençliğinin elinde, himayesinde ve güvencesindedir. Bugünün gençliğinin o kutlu emanete ölünceye kadar bağlı kalacağına ve onu Atasından teslim aldığı gibi geliştirerek, zenginleştirerek kendinden sonraki nesillere bırakacağına dair olan inancımızı belirterek, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımızı kutluyoruz.

 

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği

Başkan

Recep SARIGÜL

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


 

GERÇEKLER


Türkler, Asya Türk toplumlarından, Türk İslam toplumlarına ve oradan da Anadolu Türk toplumlarına bir bütünlük içerisinde güçlenip, gelişerek zamanımıza kadar gelmişler ve geleceğe yönelmişler. Bunlar uzun ve birbirini tamamlayan süreçte kurulan Türk İmparatorluklarının, Türk Devletlerinin ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunu hazırlamışlar ve varoluş nedenlerini sağlamışlar.

Tarihte görüldüğü gibi, Batı kültür ve medeniyetine kaynak olmuş, binlerce yıllık medeniyetlere beşiklik etmiş, Anadolu toprakları üzerine kültürünü ve medeniyetini getirerek, kendine özgü hareketliliği, inançları ve milli bağlılıklarıyla kökleşen Türkler, yepyeni bir toplum yaratmanın gücünü göstermişlerdir. Batı ve Doğu arasında kurulan bu yeni kültür ve medeniyet köprüsünü:

  • Yüksek karakterli,
  • Doğuştan zeki,
  • Yorulmaz ve çalışkan,
  • İlme bağlı,
  • Güzel sanatları seven,
  • Milli birlik duygusu olan,

insanlardan kurulu Anadolu Türk Toplumunu kurmuş ve temsil etmiştir.

Batı'nın akılcılığının ve çıkarcılığının bütün sertliklerini, Doğu'nun içten gelen his ve maneviyat alemi içerisinde incelterek kökleştiren Anadolu Türk toplumu, bin yıldır hiç dinmeyen bir savaşın içerisinde bulundu. Batı'nın ve Doğu'nun kabullenemediği bu yeni kültür ve medeniyet kaynağını kurutmak, söndürmek ve yerleştiği topraklardan atmak istediler.  Bunun için büyük uğraşı veren batı devletleri, Anadolu’yu paylaşmaya ve yerleşmeye başladılar.

Bu durumu kabullenemeyen Türkler, yüzyıl önce verdiği "Türk Millet Mücadelesi" ile vatan bütünlüğünü sağladı. Anadolu Türk toplumu, verdiği bu mücadelenin hemen sonunda yaptığı devrimlerle bir Millet Olmanın, bilincini, onurunu, özgürlüğünü ve bağımsızlığını bütün dünyaya ispat etti. Aslında hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan bu mücadele, bir devrim savaşıdır. Bu, Türk Milletinin varlığına yakışan, hareketliliği içerisinde oluşmuş büyük bir güçtür.

Anadolu Türk toplumunun yönetim sorumluluğunu taşıyanlardan Mustafa Kemal’e gelinceye kadar hiçbiri, bu toplumun varlığında yatan millî özellikleri ve yapıcı karakteri görememişler. Uzun bir zaman geçmişini kapsayan bu devirlerde hiçbir düşünür ve ilim adamı, bu toplumun devrimci ve Milli Birlik hasletlerini dile getirememişler.

Mustafa Kemal, Türk toplumunun içinden gelen fikir ve düşüncelerle sahip olduğu bütün özellikleri gözden uzak tutmadan vatan bütünlüğünü, millet bağımsızlığını ve temel şartlarını tespit etmiş. Bununla da yetinmeyerek bu şartları sağlayacak yolları açmış ve ilk defa yarının "Refah İçinde Millet" fikrini ortaya atmıştır.

Mustafa Kemal, Türk Millî Refah Devleti'nin temellerini atarken, gerçeklere ve bilime dayanmış, Batı ve Doğu dogmatizminin bütün kısıtlayıcı, peşin kabul edici engellerine takılmaktan sakınmıştır. O'nun milletinin çağdaş kültür ve medeniyet düzeyine yükselmesi için işaret ettiği ilim ve fen yolunu da hiçbir lider bu kadar açıklıkla gösterememiştir.

 

Bugün

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, siyasi ve özellikle ekonomik sıkıntılar içerisinde bunalmış bir halk bulunuyor. İktisadi olarak gelişmiş olan millî varlığımız, sanatımız, fikir ve kültür hayatımız yitirilmiş ve vatan bütünlüğümüz ise adeta can çekişiyor.

Vatanımız dünyanın en verimli toprakları üzerinde bulunuyor. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bu topraklarda yaşam ve kalkınma son derece önem kazanmış ve gelişmişti. Son dönemlerde ise bu topraklar, yabancılar tarafından oldukça ısrarlı bir şekilde bölünmeye zorlanıyor. Aslında bu zorlama, dost ve müttefik görünen devletler tarafından, her ne kadar “sizi destekliyoruz” deseler de bunun arkasında yatan gerçek, kendilerine sağlanacak menfaatin peşinde olmalarıdır. Bundan dolayı siyaseti yalana, çıkara, inkâra ve özellikle Atatürk düşmanlığı ve Türk İnkılabının kazandırdıklarını yoketme düşüncesini planlı bir şekilde uygulamaya çalışılıyor. Bunun sonucunda da milyonlarca Türk halkı yoksulluğa ve işsizliğe itiliyor.

Türk millî varlığını, Yüce Atatürk'ün milletle birlikte kurduğu yeni, millî, laik, ileri, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, yüzyıllarca elde ettikleri ve geliştirdikleri tecrübeleri uygulayarak parçalamak ve hâkimiyetleri altına almak isteyen dost olarak görünen bu düşman kuvvetlerle aynı çizgi üzerinde harekete geçen, birleşen, bilerek sözcülüklerini yapan ve bunu bir kahramanlık gibi gösteren uçlar belirmiştir.

Mustafa Kemal’in Türk Millet Mücadelesini başlattığı ilk günden ölümüne kadar ileri sürdüğü, uyguladığı fikirler ile uygulamak fırsatını bulamadığı düşünceleri topluca tetkik edildiğinde Türk Millî Devleti'nin kendine özgü, kendi fikri olan bir sistemle karşılaşılır, Bu sistemin adı "Atatürkçü Düşünce ve Hayat Tarzı” denir. Ertuğrul Zekâi Ökte Hoca bizlere yıllarca “Atatürkçü Düşünce Doğrultusunda” Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği çatısı altında bizleri bilgilendirdi ve bizlere yol gösterdi, hareket tarzımızı ve ne yapmamız gerektiğini belirledi.

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği’nin değerli üyeleri, günümüzde ülkemizin şartlarını görüyor ve şahit oluyorsunuz.  Bunun tek kurtuluş yolu, yüce milletimizi tehdit ve tehlikelere karşı uyarmak ve aydınlatmak göreviniz vardır. Cumhuriyetimize ve İnkılaplarımıza sahip çıkmak ve korumak için milletimizi bilgilendirme görevinizi asla unutmamalısınız. Yeniden Müdafaa-i Hukukçu olarak Ertuğrul Hoca’ya verdiğiniz sözü yerine getirmeniz olacaktır.

 

Ruhi Duman

İstanbul, 23 Nisan 2016

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


 

YENİDEN

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ

DERNEĞİ


Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kaynağı ve dayanağı Türk Milletidir. Milli Egemenlik, millet olmanın gereği ve sonucudur. Millet denilen varlığın özgür ve bağımsız iradesi, milli egemenliğin kurucu ve devam ettirici temel şartıdır. Toplum içerisinde tek üstün güç ve iktidar millete aittir. Bu üstün güç ve iktidar tekeli; millete ortak tanımayan, bölünemeyen, paylaşılamayan ve devredilemeyen bir hak sağlar, topluma kaderinde ve yönetiminde söz ve eylem sahibi olma yetki ve sorumluluğunu yükler. Bu hakkın, yetkinin ve sorumluluğun kullanılmasına da ‘’Milli Egemenlik’’ denir. YAZININ DEVAMI...

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


GÖREV VE SORUMLULUK

Değerli Üyeler,

Bugün sizlere, Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği’nin Tüzüğünde belirtilen amacı, ilkeleri ve hedefleri doğrultusunda, Türkiye’nin içinde bulunduğu ve giderek artan şiddet eylem ve olaylar karşısında sizlere büyük görev ve sorumluluk düştüğünü hatırlatmak istedim. Bunu sizlerden isterken önce geçmişimizi gözden geçirmenin yararlı olacağını düşündüm ve Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren günümüze kadar bu görev ve sorumluluğu üstlenen vatanseverleri sizlere ne yaptıklarını anlatmaya çalıştım. YAZININ DEVAMI...

 

Ertuğrul Zekâi Ökte’siz Bir Döneme Başlarken

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Değerli Dostlar,

1 Eylül günü aldığımız kara haberin üzerinden tam altı ay geçti. Hocanın ölümü, beni ve değerli dostlarımı çok sarstı, tabiri caizse tam bir şaşkınlık içinde kaldık. Bu kadar zaman geçmesine rağmen hala bu şaşkınlığımızı üzerimizden atamadık. Daha doğrusu Hocanın ölümünü bir türlü kabullenemedik. Onun düşünce ve görüşleri hakkında bir şeyler yapmak istedik, ama aklımızda oluşan konuları bir türlü kâğıda dökemedik. YAZININ DEVAMI...

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


 

YENİDEN

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ

DERNEĞİ

14.01.2016

Derneğimizin kuruluş amacı;  Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Yüce Türk Milletinin, Türk millet mücadelesi ve Türk İnkılâbı ile kazanılmış hak ve hukukuna, varlığına, bağımsızlığına, hürriyetine, egemenliğine, onur ve saygınlığına, birlik, dirlik ve bütünlüğüne, milli değerlerine, güvenliğine ve savunma gücüne, her alanda üretim ve gelişmesine, refah ve yükselmesine, yurtiçinden ve yurtdışından yönelen tehdit, tehlike ve engellere karşı üyelerini ve vatandaşlarını aydınlatmak ve irşat etmektir.

Bu amaca uygun olarak görevimiz gereği bugün burada toplanma sebebimiz, 1128 sözde akademisyenin yayınladığı bildiri hakkındaki düşüncelerimizi ve bildiriye söz konusu olan mesele hakkındaki düşüncelerimizi sizlerle paylaşmaktır. 
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Azİmüşşan’da, Bakara Suresi 191. Ayette  “Vel-fitne eşeddü mine’l katl” buyurmaktadır. ‘’Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür’’ der, Cenab-ı Hak, Bakara Suresi 191.ayetinde…..

Peki, fitne nedir? Ne demektir fitne? DEVAMI İÇİN TIKLAYIN

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

YENİDEN

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ

DERNEĞİ

29 Ekim 2015

Türkiye Cumhuriyeti’nin varoluş nedeni milli değerleridir. Çünkü, bu değerler sonucunda millet mücadelesi başarıya ulaşabilmiş, istiklal ve bağımsızlık kazanılmış, hürriyet içersinde Türk toplumu, kendisini bütün insanlık alemine kabul ettirmiştir. Milli değerler Türk olmak, Türk gibi düşünmeye, yaşamaya, davranmaya ve hareket etmeye bağlıdır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ise, herşeyden önce milli değerlere aidiyet ve sahibiyetle mümkündür. Her çağın bir yaşam tarzı ve talepleri olabilir. Ancak Türk toplumlarında hiçbir zaman, çağın değerleri yani araç değerler, yüksek değerlerin yani milli ve manevi değerlerin, bizi biz eden değerlerin önüne geçip onları zayıflatmamalıdır. Başka bir anlatımla büyümenin, kalkınmanın, zenginliğin ve refahın bedeli milli ve manevi değerlerin yitirilmesi olamaz, olmamalıdır. Bu şekilde bir bedelin ödenmesine yönelik politikalar, cumhuriyetin her zaman meselesi olmuştur. Yüksek değerler ile araç değerler arasında gereklilik ve yeterlilik dengesini kuramayan yönetimler dünden bugüne yüksek değerlerimizdeki yıpranmanın başlıca sorumlularıdır. Bu yıpranma bugün, bireyden aileye, aileden tüm topluma ve kurumlarımıza yansımıştır. Öğretim ve eğitim faaliyetleri bu yıpranmayı önleyememektedir. Ülkemizde hergün bir yenisi gündeme getirilen ve doğal olmayan sorunlarının esas kaynağı da, milli değerlerimizle aramızda giderek artan bu dengesizlik ve açılan mesafedir.

 

Derneğimizin kuruluş amaçlarından olan, yüksek Türk değerlerini korumak, geliştirmek, yaymak, yayınlamak, insanımızı bu değerler konusunda uyarmak ve uyanık tutmak, aydınlatmak ve irşat etmek sorumluluk ve göreviyle, kurtuluş ve kuruluşumuzu cumhuriyetle aydınlatan ve taçlandıran başta M.Kemal Atatürk’ü ve onun müşkülat arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyor, Cumhuriyetimizin 92. kuruluş yılında, şahsım ve yönetim kurulum, üyelerimiz ve tüm Müdafaa-i Hukukçular adına Cumhuriyet Bayramımızı kutluyor ve bu vesile ile Cumhuriyetimizin sahibi ve koruyucusu olan yüce Türk milletine, sonsuz sadakatimizi ve güvenimizi bildiriyoruz.

 

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği

Başkanı

Recep SARIGÜL

 


---------------------------------------------------------------------------------------------------------


Cumhuriyet ve Müdafaa-i Hukuk

Cumhuriyetimizin doksanikinci yılını kutluyoruz.

Bütün dünya ve “ümitlerim kırıldı…” – “bu yüklerden nasıl kurtulacağız?” diyen her Türk vatandaşı bilmelidir ki,... Yazının tamamı için tıklayınız

 

 

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

Müdafaa-i Hukukçular

Çanakkale Zaferini Mehmetçik Yemeği ile Andılar 


Müdafaa-i Hukuk Hareketi Partisi ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği, Çanakkale Zaferi 100. Yıl Kutlama ve Anma etkinliğini ''Çanakkale Gazi ve Şehitlerimizin Anısına...'' temasıyla, ortaklaşa düzenlediler.

Şişli meydanında kurdukları çadırda Çanakkale'de vatan ve namus müdafaasındaki Mehmetçiğin günlük kumanyası olan 1 tas darı çorbası ile 1 somun ekmeği, okunan Kur'an-ı Kerim ve çalınan marşlar eşliğinde halkımızla paylaştılar.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Müdafaa-i Hukukçular, 
Yüce Önderlerinin Hatırasına Sahip Çıktılar 


Yıl 1919. Yüce Önder Samsun’a gitmek üzere yola Sarayburnu’ndan çıkar.

Yıl 1926. Cumhuriyet tarihinin ilk Atatürk Heykeli Sarayburnu’nda yapılır.

Yıl 1928. Yüce Önder Yeni Türk Harfleri hakkındaki ilk konuşmasını Sarayburnu’nda yapar.

Ve yıl 2015.

Müdafaa-i Hukukçular, Yüce Önder’in aziz hatırasına yapılan saldırıların yoğunlaştığı bu dönemde, Sarayburnu Parkındaki Anıtın da bundan payını aldığını görür. Saygı ve vefa yoksunluğuna dur demek üzere Müdafaa-i Hukukçu gençler anıta sahip çıkarlar. Bakımsız kalmış heykeli ve parkı Dernek ve Parti Başkanlarının katılımıyla,  gençlerle birlikte temizlediler, yıkadılar, pırıl pırıl yaptılar.

Sarayburnu Atatürk Anıtı Hakkında 

1925 yılında yapımına başlanan anıt, Cumhuriyet tarihinin ilk Atatürk anıtı ve heykeli olarak 1926 yılında açılmıştır. Yeri, Yüce Önder’in Kurtuluş Savaşını başlatmak üzere Samsun’a doğru yola çıktığı Sarayburnu’ndaki parktadır. Bu park aynı zamanda 1928 yılında yeni Türk harflerinin Yüce Önder tarafından Türk Milletine duyurulduğu ilk yerdir. Heykelin yeri, yönü, duruşu çok büyük anlamlar taşır. Yüce Önder bütün azametiyle yüzünü Anadolu’ya ve Asya’ya çevirmiş, arkasını ise Saray’a ve Avrupa’ya dönmüştür. Sivil kıyafetlidir. Sivil siyasetin ve modern yönetim tarzının simgesi olmuştur. Sıkılı yumruğu, gergin ve dik vücudu kararlılığın ve azmin göstergesidir.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

Müdafaa-i Hukukçular Şehitler Gününü Andılar... 

 

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği ve Müdafaa-i Hukuk Hareketi Partisi kuruluşlarından bu yana Şehitler Gününü hiç aksatmadan her yıl anmaktadırlar.

Bu yıl anma etkinlikleri kapsamında Müdafaa-i Hukuçular önce Sarayburnu Atatürk Anıtına giderek çelenk koydular ve Ata’ya saygılarını sundular.

Arkasından Edirnekapı 16 Mart Şehitliğine intikal ederek geleneksel anma törenlerini yaptılar.

Neden Şehitler Günü? 


Yıl 16 Mart 1920…

Osmanlı İmparatorluğu tarihinde ilk defa kendi başkentinde İşgal kuvvetlerinin saldırısı ile ilk şehitlerini verir…

İngilizler Şehzadebaşı’ndaki 10. Kafkas Karargâh Binasına ansızın yaptıkları hücum ile altı askerimizi kalleşçe şehit ederler. Edirnekapı şehitliğinde yatan üç şehidimizin isimleri:

Zileli Abdullah Çavuş

İbiş Oğlu Abdülkadir

Şarkkışlası Kemerenli Kadir Oğlu Ömer Osman’dır.

Müdafaa-i Hukukçular Aziz Şehitlerimiz her yıl ziyaret eder, tören yapar, onları saygıyla anar ve Ruhlarına hediye olarak Kur’an okuturlar.

Çünkü bilirler ki, Tarihini unutan, şehitlerini anmayan Milletler bunun cezasını gelecekte çekerler.

Şehitlerimizin Ruhu Şad Olsun.

 

PDF: Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği Sn. Recep Sarıgül’ün konuşma

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

13. Kuruluş Yıldönümü,

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneğimizin 13. kuruluş yıldönümünde, kuruluş amacımız olan; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Yüce Türk Milleti’nin, Türk Millet mücadelesi ve Türk İnkılâbı ile kazanılmış hak ve hukukuna, varlığına, bağımsızlığına, hürriyetine, egemenliğine, onur ve saygınlığına, birlik, dirlik ve bütünlüğüne, milli değerlerine, güvenliğine ve savunma gücüne, her alanda üretim ve gelişmesine, refah ve yükselmesine, yurtiçinden ve yurtdışından yönelen tehdit, tehlike ve engellere karşı üyelerini ve vatandaşlarını aydınlatmak ve irşat etmek, niyet ve faaliyetlerine öncülük ve önderlik eden başta Onursal Başkanımız Sn. Ertuğrul Zekai Ökte hocam ve derneğimizin diğer kurucu üyelerine, geçen zaman zarfında bu amaca hiçbir kişisel çıkar ve beklenti içinde olmadan hizmet eden tüm yönetici ve üyelerimize sonsuz şükranlarımızı sunuyor, bu zaman diliminde aramızdan ayrılanlara Cenabı Hak’tan rahmet diliyor ve Yüce Türk Milleti’nin huzurunda şahsım, yönetim kurulumuz, üyelerimiz ve tüm Müdafaa-i Hukukçular adına kuruluş amacımıza, vatanımıza ve milletimize hizmet etmeye devam edeceğimize söz veriyor, bu münasebetle Yüce Türk Milletine olan samimiyetimizi, sadakatimizi, muhabbetimizi ve sonsuz güvenimizi bildiriyoruz.

Saygılarımla,

Recep SARIGÜL
Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği Başkanı

 

 

Türkiye Cumhuriyeti ve “Zaman”

Türkiye Cumhuriyeti, hayatın sürekliliğine doğru, şuurlu bir uyum gösteren ve zaman boyutları içerisinde dilini, dinini, imanını, toprağını kısaca bütün yüksek değerlerini koruyarak bütünleşen Türk milletinin eseridir. Bu yüce milletin en belirgin özelliği ve yeteneği kendisine inanmış ve doğruları gösteren liderlerinin öncülüğünde sabırla, azimle ve kararlılıkla hayatın sürekliliğine uyum göstermesidir.

Cumhuriyet, açıklanan nitelikleri taşıyan yönetimler ve yöneticiler var olduğu zaman meselelerini kolaylıkla ve herhangi bir desteğe, yardıma ve katkıya gerek kalmadan çözebilmiştir. Bunun aksine, milletin yaşanan zamanını ve geleceğini kendilerinin yaşadıkları zaman boyutu ile sınırlayan, geleceği göremeyen, millet kaderini kendi kaderiyle bir tutan yönetimler ve yöneticiler, Cumhuriyetin hem doğru ve şuurlu bir biçimde hayatın sürekliliğine uyum sağlamakta zorluklarla karşılaşmasına sebep olmuşlar ve hem de büyük zaman kayıplarına sebebiyet vermişler, daha da önemlisi Cumhuriyeti birtakım desteklerle, katkılarla ayakta durabilen veya durabilecek dereceye indirgemek istemişler veya bu imajı yaratmışlardır. Bunlar çok kısa zamanda ve kendi hayatları içerisinde silinip gitmişler veya millet vicdanında yok olmanın acılarını tatmışlardır. Bugün, geçmiş zamanların ortaya koyduğu acı dersler de dikkate alınarak, çok uzak görüşlere ve çok geniş perspektiflere sahip yönetimlerin ve yöneticilerin millet hayatında yerlerini alması, yalnız geçmiş zamanlarda uğranılan kayıpları gidermekle kalmayacak, aynı zamanda Türk milletinin “büyük medeni niteliklerinin” de bir kere daha ortaya çıkmasına imkan verecek ve bundan bütün Türklük gibi insanlık da yararlanacaktır. Mesele, gelecek nesillerin bu yöntemleri sağlayacak şekilde yetiştirilmesi, bu iman ve şuurla hazırlanmalarına yardımcı olunmasıdır.

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi, üyelerinin ve vatandaşların yüksek değerlerini sürekli koruyup, geliştirmeye çalışırken, onların bütün zamanlarda doğru, gerçek bilgilerle donanmasını sağlayacak uyarma, aydınlatma, irşat görevlerini de yerine getirmekle yükümlü olacaktır.


 

Bülten istiyorum

Anket

Sizi En Çok Hangi Sorunlar Etkiliyor?
 

Reklam

Kimler Sitede

Şu anda 2 konuk çevrimiçi